Norgunk
 
HANDE DEMİRCİOĞLU

Sıklıkla ziyaret ettiğim kitapevinde yeni çıkanların sergilendiği rafa göz atarken, Les Editions de Minuit (gece yarısı yayınevi) logolu kitap dikkatimi çekti. Baskının Türkçe metinlerin arasına karıştığını düşündüm. Kitabı elime aldığımda, Norgunk Yayıncılık’tan basıldığını gördüm. Jean Echenoz’un yazdığı Jérôme Lindon başlıklı kitap, yayınevinin ellinci kitabı olma özelliğini taşıyordu. Norgunk Yayınları, okurlarına ama özellikle sıkı okurlara, oldukça şık ve anlamlı bir jest yapmıştı…
J. Echenoz, yayıncısı ve Minuit’in kurucusu Jérôme Lindon’un ölüm haberini aldıktan (iki bin bir yılı) sonra, birkaç ay içinde bu kitabı yazmış. Kitapta iki yol paralel ilerler. Genç ve hevesli bir yazarın baskı maceraları ile saygın bir yayınevinin sistemli profesyonel işleyişi. Bahsettiğimiz, Fransa ve tüm dünya için OMURGA sözcüğünü karşılayan bir yayınevidir.
Minuit Yayınları, ‘minör’ bir edebiyat ya da bir bakış geliştirerek bugün vazgeçemediğimiz ve vazgeçmeyeceğimiz muhteşem metinleri bulup çıkarır, basar, korur… S. Beckett, M. Duras, B. M. Koltes, M. Blanchot, G. Deleuze, R. Pinget, C. Simon…
İkinci Dünya Savaşı sırasında, gizli bir örgüt mantığıyla yeraltında başlayan matbaanın, günümüze uzanan serüvenidir, okuduğumuz.
Ve yine iki bin bir yılında “Paris’te küçük bir otel odasında”, Minuit’nin belgeselini izleyen bir çift, çılgın bir karar alır! Benzer bir üslubu, Türkiye gibi bir iklimde sürdürme kararı. Ayşe Orhun Gültekin, Alpagut Gültekin iki bin iki yılında Norgunk adlı yayınevini kurar. Sessizce, kararlı, anlamlı adımlarla; değerli metinleri, özenli çevirileri okurla buluştururlar. Dar boğazlara, okur azlığına ve doğmuş doğabilecek tüm sorunlara rağmen, rağmenlere rağmen çizgilerinden ödün vermeden, yedi yılı ellinci kitabı geride bırakırlar.
Sevgili Oğuz Atay’ın ‘Korkuyu Beklerken’ adlı öyküsünde okumuştum ‘norgunk’ kelimesini. Bilenler bilir, ustanın dünyasında dolaşıma başlandığında, sayısız ilkler nice benzersiz anlar, okuru bekler… Öykü, içinde yaşadığı topluma yabancılaşmış aykırı bir insanın, ‘korku’larından inşasını / inşasızlığını aktarır. Endişeler silsilesi içinde kendini yiyip bitiren bu kişinin aldığı bir mektup, metnin çıkış noktasını oluşturur. Tanıdık hiçbir dile benzemeyen sözcüklerle yazılan bu mektupta geçer, norgunk. ‘Uyarırız / Dikkatinizi Çekeriz / Dikkatli Ol!’ anlamında kullanılır.
Atay’ın bu şifresi, yıllar sonra bir yayınevinin adı olarak, yeniden karşıma çıktığında fazlasıyla heyecanlıydım. Coşku içinde, galiba yalnız değilim diyordum. Birkaç kişi de olsa, vardık. Ortak bir ahbabımızın vesilesi ile bir kafede elime geçen ilk kitap kadim dost Ulus Baker’in çevirisi Spinoza’ydı ki bu durum bambaşka bir yazı konusu…
Yeraltının biteviye dili, sürüyordu. DİRENİYORDUK! Söz söylemeye, reddetmeye, anlamlandırmaya devam ediyorduk, hangi dilde olursa olsun…
Kendi başıma kaldığımda, içimden cüretkâr bir ses yükseliyor. Çünkü  geliştikçe ki bu gerçektir, çevremdeki uçsuz bucaksız hayat bana bir o kadar kırık dökük görünüyor. Ama sığınılacak, yaşanacak kitaplarımız var, bizim. Bu iptila öyle bir hal ki ya içine girer dolaşıma başlarsın bir tür salınımla ya da hiçbir zaman ilişki kuramazsın…
Norgunk’ta yazar, çevirmen, yayıncı, okur... emeği geçen yani nasıl desem kim varsa, tarifi zor bir gönül borcu içinde olduğumu belirtmeliyim…
Boğuk sesli, kaygılı kalabalıkların bir felaket gerilimiyle kıvılcımlar çıkartarak yaşadığı dünyamız, dehşetin kopardığı  çığlık… Bir fısıltı gibi, Norgunk!

[Birgün, 8 Ekim 2009]