Erik Agaci-lr.jpeg

Erik Ağacı

Plumtree / ”Erik Ağacı” marka et konservesi, Ulysses’in iyi bilinen temalarından biri. Plumtree, gerçek bir marka, porselen kapları antikacılarda kolayca bulunabiliyor. Kitapta tekrarlanan reklam metnini Joyce kendisi uydurmuş, şirketi İngiltere’den İrlanda’ya taşımış.

Plumtree ile ilk kez s. 77’de karşılaşıyoruz: Bloom elindeki gazetede bu markanın (metnini çok aptalca bulduğu) reklamını görüyor. Daha sonra, başarılı ve başarısız reklamlar üzerine düşündüğü bir pasajda, reklamın istemsizce komik olmasının yanında, ikinci bir gafla, ölüm ilanlarının altında (“soğuk et reyonu”) yayımlanmış olduğunu, pazarlanan ürünün gazetedeki komşularıyla istemsiz bir ironi yarattığını anlıyoruz.

Bloom’un bu reklamın kötülüğünü üçüncü kez düşündüğü pasajda, Türkçedeki yan anlamların çeviriye beklenmedik bir renk kattığı ilginç rastlantılardan biri var. S. 167’de, Bloom’un zihnindeki “ölüm ilanlarının altına koyuvermişler”den sonraki cümle “All up a plumtree” (“hepsi bir erik ağacına çıkmış”). “Up a tree” yaygın bir ifade: “köşeye kıstırılmış, işi bitmiş, ciddi zorluklar içinde” anlamında, argo bir kullanım. Bu pasajla ilgili açıklamalara (Gifford, R. W. Dent, Slote) bugünün gözüyle bakınca, Bloom’un yaygın bir deyişin kelimelerini zihninde değiştirerek eğlendiği anlardan biri olarak yorumlamak bence en doğrusu.

Çeviride bu ifade “Çıktım erik dalına.” “All up a plumtree”yi anlamca yakından karşılıyor belki, ama aynı zamanda bir Yunus Emre alıntısı bu; Türkçede çok iyi bilinen mısralardan biri. Joyce’un Bloom’u, Yunus Emre’nin gerçeküstü mizahıyla bizi gülümseten bu şiirini bilemez tabii.  Öte yandan, Bloom’un bu türden çağrışımlarla eğlenen, şarkı adlarını, deyişleri çeşitlemeyi seven bir zihni olduğu kitap boyunca gösteriliyor. Türkçedeki Bloom, karakterinin bu yönüne uygun bir biçimde, “erik ağacına çıkmak” meselesini düşünürken bunu hatırlıyor çeviride—çevirinin diller arasında bir oyun sahası, oynaşma mekânı olmasının örneklerinden biri.

Bloom, s. 428’deki halüsinasyonları içinde reklam sloganını bir kez daha tekrarlıyor; s. 648’de Bloom’ların evindeki rafta boş bir Plumtree ezme et kabı olduğunu öğreniyoruz (bunun Blazes Boylan’ın s. 222’de hazırlattığı sepetin içinde gelmiş olması büyük ihtimal); s. 656’da Bloom bu reklamı tekrar hatırlayıp eğleniyor; s. 701’de Bloom yatakta ezme et kırıntılarıyla karşılaşıyor; s. 711’de ise Molly ile Boylan’ın son sevişmelerinden sonra ezme eti yiyip bitirdiklerini öğreniyoruz.

“Potted meat”, “kaba konmuş et”in tekrarlanmasında, bu tür etin bulunduğu evin “saadet yuvası” olmasında cinsel bir ima var tabii (çeviride de var); ezme et ile ilk karşılaştığımız s. 77’de, Lyons, Bloom’a eşinin hatırını soruyordu zaten. Bu hikâye sadece bununla kalsa, Joyce’un müstehcen bir espriyi kitap boyunca tekrarlayarak eğlendiğini söyleyip konuyu kapatabilirdik (s. 167’de konunun yamyamlığa bağlanmasının çağrışımlarını da not ederek). Oysa, dahası da var, “Erik ağacı” kitap boyunca çok daha önemli roller oynuyor gibi:

“Erik meseli”, kitapta bir de Stephen’ın “Derbeder Dilber Dublin”de anlattığı hikâye olarak dolanıyor (s. 143); böylece, erik meyvesi üzerinden, hem Stephen’ın yazarlığa başlamasıyla, hem de İrlanda’nın kısır toprağının üzerine düşen erik tohumları temasıyla bağlantı kuruluyor. Bu meseli Stephen gece Bloom’a da tekrarlıyor (s. 658).

Şimdi, s. 670’de Bloom’un Stephen’ı uğurladığı âna bakalım: Parasız, evsiz, kadınsız, işsiz Stephen, kendisine sunulan konukseverliği reddederek bilinmeyen geleceğine adım atıyor. Stephen’ın bu tören anını ilahiyat bilgisine uygun bir ironiyle ifa etmekte olduğunu görüyoruz: “In exitu Israël de Egypto”, “İsrail Mısırdan, Yakub evi yabancı dil konuşan kavmın yanından çıktığı vakit...” diye başlayan mezmuru okuyor Stephen; “in secreto” (içinden, ya da duyulmayacak kadar sessizce), “modus peregrinus” (Gregoryen şarkılarda bu mezmuru okurken kullanılan dokuzuncu, “gezgin” makamıyla) okuyor. Böylece, Bloom, Stephen’ı geleceğine uğurlayan Musa / kurtarıcı karakteri oluveriyor bu sahnede.

Stephen ilahiyi sessizce okuduğu için bu yaptığını Bloom bilmiyor ama biz biliyoruz—dahası, çaresiz durumdaki Stephen’ın yazar Joyce’a dönüşerek kendini bu durumdan kurtaracağını, gerçekten de bir kurtuluşa adım attığını da biliyoruz.

Bu pasajla, gün boyunca tekrarlanan iki ayrı tema da bu sembolizm bulutuna katılmış oluyor: “Mısır’dan çıkış” (s. 123, s. 364) ve Çıkış 16:3’teki “Mısır diyarında et kazanları” (s. 46, 88, 204, 492, “fleshpots of Egypt”, bu da “potted meat”i çağrıştırıyor).

Bununla da kalmıyor.  Dante, Joyce için özellikle önemli yazarlardan biri. Bu mezmur, İlahi Komedya’da Araf’ın başında yolculuğa çıkan ölülerin de okuduğu mezmur (Araf II:43-48).

Dante’nin, Verona lordu Cangrande Della Scala’ya yazdığı mektupta hem Dante’yi hem de Joyce’u nasıl okumamız gerektiğini bize anlatan meşhur bir paragraf var. Dante, burada, İlahi Komedya’nın çokanlamlı yapısını açıklamış, eserinde sözlük anlamlarının yanısıra “alegorik, ahlaki ve ahiret ile ilgili” ikinci bir anlam seviyesi olduğunu anlatmış. Anlam katmanlarına örnek verdiği cümle, tam tamına yine aynı mezmur: “Allorché dall'Egitto uscì Israele...”

Tüm bu bilgilerle, Stephen’ın yeni hayatına adım atarken gördüğü gökyüzüne ve yıldızlara tekrar bakalım şimdi:

Onları, önce evsahibini, sonra misafiri, sessiz, iki kere karanlık, evin arkasındaki bir geçidi kullanarak karanlıktan bahçenin yarıgölgesine çıktıklarında hangi muhteşem manzara karşıladı?

Yıldızların yarattığı cennetağacı, nemli, gecemavisi meyvelerini sarkıtmıştı.

Yıldızlı gökyüzünün bir “ağaca”, erik gibi “nemli, mavi meyveleri” olan bir ağaca dönüşmesi bir rastlantı olabilir mi? Kitaba kötü şakalarla giren erik ağacı, kitabın sonunda artık kutsallaşıyor, göklere ağıyor, Stephen’ın kitaptan sonraki “ahir hayatının”, içine düştüğü durumdan kurtuluşun sembolizmine dönüşüyor gibi; hem de bu türden sembolizmlerin piri olan Dante’nin otoritesine başvurarak. Blake Leland’ın “An Abode of Bliss: Plumtree’s Potted Meat and the Allegory of Theologians” başlıklı makalesi, Joyce’un erik ağacı motifini kitaba sonradan nasıl işlediğini göstererek, bu tezi savunuyor.

Richard Hamilton’ın The Heaventree of Stars illüstrasyonunu hatırlayalım kapatırken:

www.britishmuseum.org

 

Armağan Ekici

 

A

Ali Baba Bahşiş Rahat Lokum Efendi

Aristoteles

Astronomi

Basın Dünyası

Cantrell ve Cochrane’ın Zencefil Gazozu (Aromatik)

Cebelitarık

Ç

Çingene Argosu

D

Dante

Derbeder Dilber Dublin

E

Robert Emmet

Erik Ağacı

F

William Faulkner

Faust

Forty Foot: “Deniz! Deniz!”

G

Gerçek İnsanlar

Giyim-Kuşam

Ğ

Ksinbad'ın Ğeyahatleri

H

Homeros

Hukuk Dünyası

I

Irmak

İ

İlya Geliyor

İrlanda İngilizcesi

İroni

J

John Jameson & Son

K

Kafiye

L

L (Bloom/Boom, World/Word)

Lavta

Lazımlık

M

Metempsikoz

Murphy/Morpheus

N

Napoleon'un Hayatı (kitap)

Nietzsche

O

Omphalos

Oturaklı, Toraman

Ö

Öbür Dünya

P

Georges Perec

Q

Raymond Queneau

Ah evet, ama ben Q’yu tercih ediyorum

R

Reklamcılık

S

Fritz Senn

Shakespeare

Siyah Kare

Ş

Şıngır

T

Titbits

Tutunamayanlar

U

Unutmak

Ustalık

Uzay

Ü

Üçlüler

Ürkünç

V

Victoria

W

Oscar Wilde

X

Bir iks

Y

Yogibogihane

Yunanlılar

Z

Zati

Zinanın Zevkleri