Novgorod ikonu

İlya Geliyor

İlya Peygamber pek çok efsanenin, hikâyenin kaynağı. Hayatı, seyahatleri, mücadeleleri Eski Ahit’te uzun uzun anlatılıyor, Mesih’ten önce onun döneceği söyleniyor; hayatının sonunda göklere yükselmesi, “ateşten araba ve ateşten atlar ile kasırgada göklere” çıkması dinsel resim sanatının temalarından biri. Yeni Ahit’te de var, İsa ve Vaftizci Yahya ile bağlantılandırılıyor; İsa’nın “hiçbir peygamber kendi memleketinde makbul değildir” sözüne örnek olarak verilen peygamber de İlya. Müslümanlıktaki İlyas peygamber Kur’an’da sadece iki kere anılsa da halk arasındaki Hızır-İlyas inancı içinde önemli bir yeri var. Yunan köylerinde yüksek tepelere kurulan Aziz İlyas kiliseleri İlya’nın halk inancında yüksek dağların peygamberinin olmasıyla bağlantılı.

 

John Alexander Dowie adlı İskoç/Avustralya asıllı Amerikalı evanjelist, kendini Mesih’ten önce dönecek olan İlya ilan etmiş. 1904 yazında —yani tam da Ulysses’in geçtiği günlerde— kıyametin kopacağı iddiasındaymış. Bir kilise kurmuş, yeni bir Sion şehrini kuracağı iddiasıyla para toplamaya başlamış. Tarikatına katılanlar onu 1906’da “zimmete para geçirme, poligami ve diğer ağır kabahatlerle” suçlamışlar. 1907’de sağlığını ve aklını kaybetmiş bir halde öldüğünü Sam Slote’un Annotations to James Joyce’s Ulysses kitabında okuyoruz.

 

John Alexander Dowie’nin vaaz üslubu, kitabın Güneş’in Sığırları bölümünde, tarih boyunca İngilizce üsluplarının parodilerinin kapanışını yapıyor: Dowie’nin abartılı, reklam diliyle içiçe geçmiş vaazlarının bu parodisi hem Dowie’yi bize tanıtıyor, hem de bölümün mantığı içinde İngilizcenin en son, kaotik, dejenere halini gösteriyor (s. 410’da “Kıpırdayın”dan itibaren).

 

Laistrygonlar bölümünün başında Bloom’un eline tutuşturulan el ilanı (s. 148) Dowie’nin tam bu günlerdeki Avrupa turnesini haber veriyor (aslında Dublin’e gelmemiş bu turnede). Demek ki, İlya kıyameti haber vermeye zaten gelmiş, şimdi de şehrinize vaaz vermeye geliyor! Bu pasajda, Bloom’un Dowie hakkındaki “poligami” suçlamasından da haberdar olduğunu görüyoruz.

148-150. sayfalar arasındaki bu iç monolog benim de kitapta en sevdiğim pasajlar arasında; Tanpınar’ın da Aydaki Kadın’da özellikle bu sayfalardaki tekniği kullanmış olmasını seviyorum.

Biraz sonra, martıları seyrederken, onlara önce bu el ilanını buruşturup atıyor (martılar el ilanıyla ilgilenmeyince onlara gerçek yemek atacak). Kısa süre önce yerçekimi ivmesini (9.81 m/s2, emperyal sistemde “otuziki kadem bölü saniye kare”) düşünmüş olduğu için, İlya’nın suya düşüşünü “İlya otuziki kadem bölü saniye geliyor” diye geçiriyor içinden. Bu el ilanının ırmak boyunca ilerlemesini takip etmemizi abecedarium’un Irmak başlığında andım; Bloom’un “sonradan zâti fırlatıp atacağı” bir ilan olmasının nedenini de Zâti başlığında ele alacağız.

 

İlya’nın kitapta sembolik önemi bu saçmasapan tarikat ilanından çok daha büyük. Kütüphane sahnesinde Mulligan çıkıp gelince, Stephen içinden Ahab’ın İlya’ya hitabını alıntılıyor mesela: “Ey düşmanım, beni buldun mu?” (s. 393; I. Krallar 21:20) – bu pasajın sonunda Ahab’ın belasını bulması,  Moby Dick için de önemli. Ama asıl önemli olan, Dowie’nin Sion kilisesinin sahte, martıların bile yemeyeceği kısır bir uydurma olmasına karşın, kitabın sembolizm ağında, geri dönecek olan İlya’ya ve Mesih’e asıl denk düşenin bizim gariban Bloom olması. Bu paralellik, Tepegöz bölümünün kapanışında Yurttaş ve Bloom arasındaki tartışmada (s. 320-333) iyice belirlendikten sonra, bölümün son paragrafında büyük bir mizahla veriliyor—Bloom, yurttaşın fırlattığı bisküvi tenekesinden Martin Cunningham’ın arabasına atlayarak kaçıyor; bu kaçış, parodi düzleminde İlya’nın ateşten arabayla göğe ağmasının diliyle tekrarlanıyor:

 

Ve işte, onların hepsinin etrafını büyük bir nur sardı ve işte, O’nun göklere çıkmak üzere bindiği arabayı gördüler. Ve arabanın içinde O’nu gördüler, nurun izzetiyle sarmalanmıştı, güneş gibi bir halesi vardı, ve ay gibi güzel ve korkunçtu, öyle ki dehşetten O’na bakmaya cüret edemediler. Ve işte, göklerden bir seda duyuldu, İlya! İlya! diye seslendi ve O da şiarını haykırarak cevap verdi: Abba! Adonay! Ve vaki oldu ki, O’nu, ben-Bloom İlya’yı gördüler, meleklerden bulutların arasında nurun izzetine doğru Little Green Street’teki Donohoe’s meyhanesinin üzerinden sanki kürekle fırlatılmış gibi, kırkbeş derecelik bir açıyla yükseliyordu.

 

Antje Hubold’un (https://www.antjehubold.de/)  bu sahneyi çizdiği illüstrasyonda havada uçan bisküvi tenekesine ve arabayı kovalayan Garryowen’ın kuyruğuna da dikkat edin.

 

Armağan Ekici

 

A

Ali Baba Bahşiş Rahat Lokum Efendi

Aristoteles

Astronomi

Basın Dünyası

Cantrell ve Cochrane’ın Zencefil Gazozu (Aromatik)

Cebelitarık

Ç

Çingene Argosu

D

Dante

Derbeder Dilber Dublin

E

Robert Emmet

Erik Ağacı

F

William Faulkner

Faust

Forty Foot: “Deniz! Deniz!”

G

Gerçek İnsanlar

Giyim-Kuşam

Ğ

Ksinbad'ın Ğeyahatleri

H

Homeros

Hukuk Dünyası

I

Irmak

İ

İlya Geliyor

İrlanda İngilizcesi

İroni

J

Jameson

K

Kafiye

L

L (Bloom/Boom, World/Word)

Lavta

Lazımlık

M

Metempsikoz

Murphy/Morpheus

N

Napoleon'un Hayatı (kitap)

Nietzsche

O

Omphalos

Oturaklı, Toraman

Ö

Öbür Dünya

P

Georges Perec

Q

Raymond Queneau

Ah evet, ama ben Q’yu tercih ediyorum

R

Reklamcılık

S

Fritz Senn

Shakespeare

Siyah Kare

Ş

Şıngır

T

Titbits

Tutunamayanlar

U

Unutmak

Ustalık

Uzay

Ü

Üçlüler

Ürkünç

V

Victoria

W

Oscar Wilde

X

Bir iks

Y

Yogibogihane

Yunanlılar

Z

Zati

Zinanın Zevkleri