Kiracı / Roland Topor

Ev sahibinin kapısına kadar Trelkovsky kadınla beraber gitti. Zili çaldı. Kapıyı yüzünde şüpheci bir ifadeyle ihtiyar bir kadın açtı. – Körlere sadaka vermiyoruz, dedi bir solukta. – Daire için gelmiştim… Gözlerinden kurnaz bir parıltı geçti. – Hangi daire? – Üst katınızdaki. Mösyö Zy’yi görebilir miyim acaba? 

Sinema 2: Zaman-İmge / Gilles Deleuze

Büyük sinema yönetmenleri büyük ressamlar veya büyük müzisyenler gibidir: kendi yaptıkları hakkında en iyi konuşacak olan onlardır. Fakat konuşurken başka bir şey haline gelirler; filozof veya kuramcı olurlar; kuramlarla işi olmayan Hawks için dahi, kuramları küçümser gibi yapan Godard için dahi bu geçerlidir. Sinemanın kavramları sinemada verili değildir. Yine de bunlar sinemanın kavramlarıdır, sinema üzerine kuramlar değil. Öyle olur ki, daima günün öyle bir saati gelir ki, gece yarısında veya gün ortasında artık “sinema nedir?” diye değil, “felsefe nedir?” diye sormak gerekir.

Sinema 1: Hareket-İmge / Gilles Deleuze

Deleuze'ün imgelerin ve göstergelerin sınıflandırılmasına ayırdığı iki ciltlik "sinema" çalışmasının ilki olan Hareket-İmge (ikinci cilt: Zaman-İmge) ağırlıklı olarak Amerikalı göstergebilimci C. S. Peirce'ün ve özellikle Fransız filozof Bergson'un tezlerine dayanıyor: "Hareket şimdidir, katetmenin edimidir." 20. yüzyılın hemen başında, sinemanın ortaya çıkışıyla birlikte sanatta, bilimde, felsefede yoğun olarak etkisini hissettiren hareket düşüncesi, esas olarak hareketi ayrıcalıklı anlarla değil, herhangi bir anla ilişkilendiriyordu: "Herhangi an, bir diğer herhangi ana eşit mesafede olan andır. O halde sinemayı, hareketi herhangi anla ilişkilendirerek yeniden üreten sistem olarak adlandırıyoruz."

Fark ve Tekrar / Gilles Deleuze

Deleuze’ün Spinoza yorumu, kendisinden sonraki Spinoza okumalarını derinden etkilemiştir. İyilik-kötülük yoktur, iyi ve kötü karşılaşmalar vardır. Ve bunların sonuçları olan sevinçli ya da kederli etkilenişler. Evet, bu kadar yalın, ama yalın olduğu ölçüde dolu ve güçlü bir felsefe.

Spinoza: Pratik Felsefe / Gilles Deleuze

Deleuze’ün Spinoza yorumu, kendisinden sonraki Spinoza okumalarını derinden etkilemiştir. İyilik-kötülük yoktur, iyi ve kötü karşılaşmalar vardır. Ve bunların sonuçları olan sevinçli ya da kederli etkilenişler. Evet, bu kadar yalın, ama yalın olduğu ölçüde dolu ve güçlü bir felsefe.

Biz Hiç Modern Olmadık / Bruno Latour

İnsanoğlunun yerküre üzerindeki serüveni epeydir sürüyor. Modern insanın kırık dökük hikâyesiyse derin bir hayal kırıklığıyla sonuçlanmak üzere. Fransız antropolog Bruno Latour’a kalırsa bu modernlik süreci hiç başlamadı bile. Sanılanın aksine “biz hiç modern olmadık”. Çünkü modern anayasa hep asimetrik kalmıştır, şeyleri temsil etmekle yükümlü bilimsel iktidar ile özneleri temsil etmekle yükümlü siyasal iktidar arasında hep bir ayrım icat etmiş, bu ikisi arasında kurulan ağların gücünü görmezden gelmiştir.

Aç Yazı / Aç yazı dergisi / Sayı 11 

Ta‘allukdan üzüşdüm ol dostdan yana uçdum / ‘ışk dîvânına düşdüm dîvânum yagmâ olsun // Yûnus ne hoş dimişsin bal u şeker yimişsin / ballar balını buldum kovanum yagmâ olsun / Yûnus Emre

Hayvanların Politika Hakkında Bize Öğrettikleri / Brian Massumi 

İnsanın en büyük yanılgısı kendini diğer canlı türlerinden üstün görmesidir. Akıl yürütme, yaratıcılık ve özellikle hayalgücü gibi gelişmiş yetilerini dünyaya hükmetme araçlarına dönüştürerek köreltmiş, bunun sonucu olarak da yaşam skalasındaki doğal yerini yitirmiştir. O artık etkin değil tepkiseldir, karşıtlıklar üretmeden kendi gücünü (aslında güçsüzlüğünü) hissedemez, o artık iktidar bağımlısı, akışsız, yaşamasız, kendisine kapatılmış, erk sahibi bir köledir. Doğanın ahengini bozmuş, bireysel özgürlükleri hiçe saydığı ölçüde toplumsal bölüşmeyi de sakatlamaktan geri durmamıştır. İşte bu yüzden, Massumi’nin bütün kitap boyunca göstermeye çalıştığı gibi, hayvanlardan (bitkilerden de) politika hakkında öğreneceği çok şey vardır. 
Kendimizi geri kazanmanın yolu, kapatıldığımız kimliklerden yakamızı kurtarıp yeni özgürlük alanları inşa etmekten geçiyor.
 

Duino Ağıtları / Rainer Maria Rilke

1912’de Adriyatik kıyısındaki bir şatoda (Duino Şatosu) başlıyor “Ağıtlar”ı yazmaya Rilke, on yıl sonra başka bir şatoda, İsviçre’deki Muzot Şatosu’nda tamamlayabiliyor ancak. Aradaki boşluğun büyük bölümünde susuyor Rilke, Büyük Savaş’ın neden olduğu travmayla bıçak gibi kesiliyor şiiri. Ağıtlar’a geri döndüğünde, 1922’nin Şubat’ında, müthiş bir yaratıcılık sağanağına yakalanarak birkaç haftada tamamlıyor yapıtını. 20. yüzyılın en etkileyici şiir kitaplarından biri olan Duino Ağıtları’nı şair Can Alkor’un epey ünlenmiş çevirisiyle sunuyoruz okurlara, şairlerin şairleri çevirmesinin yapıta ikili bir sesleniş kazandırdığına inanarak.  

Francis Bacon: Duyumsamanın Mantığı / Gilles Deleuze

Bedenin ressamıdır Bacon, acı çeken tüm et parçalarının, dağılmış suratların, başların, kellelerin, organsız bedenlerin ressamı. Evet, o da İrlandalı, tıpkı bedenlerin tuhaf hareketlerinin bütün bir kataloğunu çıkarmış olan Beckett gibi (Deleuze’ün şu İrlandalıları…).

Müzakereler / Gilles Deleuze

Deleuze'e göre felsefe tıpkı bilim ve sanat gibi bir yaratım alanıdır. Filozofun işi kavramlar yaratmaktır, bunu yaparken yeni sözcükler türettiği olur, kimi zaman da kullanılagelen yerleşik sözcükleri, terimleri düşüncenin akışına göre eğip büker. Zaten her kavram bir kıvrımdır, düşüncenin katlanış biçimlerini değiştiren yeni bir güzergâhtır.

Ecce Homo / Friedrich Nietzsche

Ecce Homo, Nietzsche’nin mutlak bir suskunluğa gömülmeden hemen önce kaleme aldığı otobiyografik bir metin, felsefi düşüncesinin bir seyrüseferi. Neredeyse bir oturuşta yazıyor metni Nietzsche (15 Ekim – 4 Kasım 1888), büyük bir neşeyle, şarkı ve dans formunda adeta. Zihnin öte yakasına geçmeden önce kitaplarıyla son bir kez buluşmak istiyor belli ki, tek tek çağırıyor onları, yaşama evet deyişin o şen korosu üstinsan’ın türküsünü söylüyor birlikte. Ve şu soruyla kapanıyor kitap: “– Anladınız mı beni? Çarmıhtakine karşı Dionysos.”

Aklın İşlevi / Alfred North Whitehead 

Aklın İşlevi, son dönemde yeniden rağbet gören süreç felsefesinin öncüsü olan Alfred North Whitehead’in 1929 yılında Princeton Üniversitesi’nde verdiği seminerleri bir araya getiriyor. Bu seminerlerinde Whitehead aklın işlevini yaşam mücadelesinde üç basamaklı bir merdivende yukarı tırmanmak şeklinde tanımlıyor: yaşamak, iyi yaşamak, daha iyi yaşamak. Bu tırmanışın imkânı ise, Whitehead’e göre, Pratik Akıl’dan özenle ayırdığı ve etkili bir şekilde kullanılan Spekülatif Akıl’a dayanıyor. Whitehead bu seminerlerinde hem filozofları hem bilim insanlarını yöntemlerine fazla güvenmemeleri konusunda uyarıyor, zira “insanlığın başına gelen en büyük felaketlerden bazıları iyi bir yöntembilime sahip olanların dar kafalılığından kaynaklanmıştır”.